Gece Lafı

Gece Lafı

[Kültür] [2010.12.04]

Karadeniz'li erkeklerin pek çalışmadıkları, tarlada bahçede genellikle kadınların çalıştıkları söylenir. Bu yaygın kanaat bir dereceye kadar doğrudur. (En azından mensup olduğum Mollaoğlu sülalesi için...)

Ailemizin erkeklerinin gece yarısından önce yatağa girdikleri pek görülmemiştir. (Hastalık durumları hariç) Hem nasıl girsinler ki?... Bir kere kahveden saat 11.30 - 12.00 gibi dönülmektedir. Eve gelindiğinde hanım yataktan kaldırılır, kahvaltılık bir şeyler hazırlatılır, kahvedeki içilen çay tat vermemişse yeniden çay demletilir vs. Bu arada saat sabaha karşı 1.00 olmuştur. Kahvedeki muhabbet yarım kaldığı için muhabbet yolda da devam eder ve eve gelinirken kardeş - yeğen eve davet edilir.

Özellikle kış aylarında işi gücü olmayan vatandaş uyuyup ne yapsın? Gecenin yarısı dalar sohbete... Hele yanında biraz uzaktan bir misafir de varsa, ışıtmadan yatağa girilmez. (Babamgilin sabahlara kadar oturup sohbet etmelerine az şahit olmamışımdır) Bazen ben de ufak bir çocukken onlarla birlikte otururdum. Demlik biter, yenisi demlenir. Sigaralar peşpeşe yakılır, dumandan göz gözü görmez... Yattığımda bir saat dumandan yanan gözlerim sızlar, uyuyamazdım. Her neyse...

İşte böyle gecelerde başlanır lafa... Tabii, cepten bir şey çıkmadığı için, rahat rahat konuşulur. En fazla da "geçim" üzerine. Ola ki laf siyaset, felsefe gibi soyut şeylere kayarsa birisi silkinip:

- Bırakın bunları, biraz da geçimden konuşun. Fındık nası, danan büyüdü mü? diye lafı geçime getirir. Geçimden bahsetmeyen boşuna nefes tüketmiş olur.

Bu yazıyı okuyanlar da içinden: "Vay be... Ne çalışkan adamlar. Boş şeylerden değil, ekonomiden konuşuyorlar..." diye düşünecekler ama kazın ayağı öyle değil maalesef. Bu sohbetin konusu ekonomi üzerine ama soyut ve teori düzeyindedir her zaman. Kimi hararetle nasıl bahçe düzenlemesi yapmak gerektiği hakkında söze başlar, bir diğeri hayvancılıktan girer, bir başkası da dağları tepeleri turizme açar. Konu enine boyuna tartışılır, ekonomik getiri ve götürüleri hesaplanır. Bu sohbetlerde hiçbir zaman tatsızlık çıkmaz. Herkes birbirine karşı oldukça naziktir. Tam bir beyin fırtınası şeklinde geçen bu konuşmalar sırasında öyle ilginç ve yapıcı fikirler ortaya çıkar ki, inanılmaz.

Bu sohbetler edilirken bir yandan demliklerin biri gelir, diğer gider. Sigaralar yakılır, mevsimine göre fındık fıstık yenir, vakit gece yarısını bir hayli geçer. Önce çocuklar, sonra hanımlar çekilir sohbet ortamından. Gün ağarmaya başladığında yavaş yavaş yorgunluk belirtileri başlar, iyi geceler (sabahlar) dilekleriyle herkes yatağına - evine çekilir.

Sohbet o kadar derin ve detaylıdır ki, sohbete tanıklık eden yabancı biri sabah kalkıldığında bizim kazmayı küreği alarak çalışmalara başlamamızı bekler. Öyle ya? Gün ağarmış, bütün o planların uygulanma vakti gelmiştir.

Mollaoğlu erkeği sabah duruma göre 10 veya 11’de kalkar, kahvaltısını yapar, kış ise ya Hanyan’ın yolunu tutar, ya da televizyonunu açar. Fındık vaktiyse çalışanlardan 3 – 4 saat sonra bahçeye gelir. Dün gece hiçbir şey konuşulmamış, onca plan yapılmamış gibi hayat kaldığı yerden aynen devam eder.

Özellikle dışarıdan gelmiş olan gelinler durumda bir gariplik sezip:

– Akşam neler konuşmuştunuz? Çiftliği ne zaman kuruyorsunuz? Danaları ne zaman alıyorsunuz? Diye hatırlatma girişiminde bulunurlarsa ortam aniden tatsızlaşabilir. Bizimkinin tek diyeceği vardır:

– Onlar gece lafıydı. İşinize bakın…

O gece veya birkaç gece sonra tekrar bir araya gelindiğinde sohbet sıfırdan tekrar başlar.



Bu anlatılanlar Mollaoğullarının hepsini tabii ki kapsamaz. Örnek vermek gerekirse Selahattin Emim başlı başına bir istisnadır. Onun durumu, diğer planlar da uygulamaya konulsaydı neler olabileceğinin belki de ufak bir göstergesidir.



Ezedin.comGoogle


Mesaj Tahtası



Linkler