Sen İmam Ol, Ben Müezzin

Sen İmam Ol, Ben Müezzin

Bir önceki hikayede bahsi geçen cami her nasılsa bitmiş ve sıra ibadete açmaya gelmiş.

Melikliler köylerine anlı şanlı bir cami yapmayı başarmışlar her nasılsa... Sorun şu ki bu caminin imamı yok. Yanlış anlaşılmasın, köyde imamlık yapmaya ehil çok kişi var ama henüz bu görev birisine verilmemiş. Bu yüzden herkes caminin imamlığına talip. Tabi talip çok olunca seçim yapmak da iyice zorlaşmış ve köyün akıldanesi Ali Fakkı'ya danışmaya karar vermişler. Yanlarına bir tepsi baklava alarak Ali Fakkı'nın yanına varmışlar ve dertlerini anlatmışlar.

Ali Fakkı bir müddet durup düşündükten sonra: "Bundan kolay ne var?" demiş. "İmamlık yapmaya talip olanlar madem ki çok, en sofu olan imam olsun" demiş. Tabii en sofunun nasıl tespit edileceği de çetin bir iş. Bu sorun için de Ali Fakkı'nın çözümü hazırmış: "Yatsı namazından sonra caminin kapısını açık bırakırız. Yarın sabah namaza en erken kim gelirse, en sofu o demektir. Dolayısıyla imamlığa da en layık olan odur" demiş. Köylüler de: "Bu kadar basit şeyi biz niye düşünemedik?" diye kendi kendilerine hayıflanmışlar. Hep bir ağızdan sözleşerek, duymayanlara da haber salınarak yarın sabah namaza en erken gelenin imam olacağı bütün köye ilan olunmuş.

Sözleşildiği gibi caminin kapısı yatsıdan sonra açık bırakılmış. İmamlıkta gözü olan hevesliler akşam yemeklerini erkenden yiyip hemen yatmışlar ki, sabah erkenden uyansınlar. Hepsi de hanımlarına kendilerinden erken kalkması durumunda kendilerini uyandırmasını sıkı sıkıya tembihlemiş. Kimisi her zamankinden bir saat önce, kimisi iki saat önce koymuş başını yastığa... Daha da hevesli olanlar eve varır varmaz girmiş yatağa. Öyle ya... Ne kadar erken yatarsan, o kadar erken kalkarsın hesabı...

Fakat, içlerinde o kadar hevesli biri varmış ki; bütün diğerlerinin aksine, yatağın yatmak şöyle dursun, yatağa gözünün ucuyla bile bakmamış. Demli çayını yudumlayarak ortalıktan el ayağın çekilmesini beklemiş. Gece yarısı yaklaşırken, evden gizlice çıkmış ve zemherinin ayazında caminin yolunu tutmuş.

Köyün en akıllısı el yordamıyla caminin yolunda ilerlemiş. Fakat, sabah ilk gelenin içeri girebilmesi için açık bırakılan kapıdan içeri girdiğinde ne görsün? Gecenin ayazında başını sokacak sıcak bir yer arayan -haşa huzurdan- köpeğin biri, açık kapıdan girip, imamın namaz kıldırdığı yerdeki koyun postundan yapılmış seccadenin üstünde kıvrılmış, yatmıyor mu? Tabii köpek dediysek, öyle sıradan bir köpek değilmiş bu. Neredeyse bir boz ayı büyüklüğünde, devasa bir yaratıktan bahsediyoruz.

Neyse uzatmayalım, ilk şaşkınlığı geçtikten adam sonra toparlanıp: "Hoşt!" demiş. Ya uyuduğundan, ya da adamı ciddiye almadığından olsa gerek, köpekten hiç ses çıkmamış. Adam biraz daha yüksek sesle: "Hoşt ordan!" diye seslenmiş. Köpek tek gözünü yarım açmış ve yarım ağızla hafifçe hırlayarak karşılık vermiş. Kapıda beklemekte olan adam sesinin son perdesiyle: "Hoşt ulan itoğlu!!!" diye bağırdığında, yerini kaptırmaya hiç niyeti olmadığı iyice ortaya çıkmış olan hayvan, ön dişlerinin tamamını ortaya koyan derin ve tehditkar bir: "Hırrr!!!" ile bu atışmaya son noktayı koymuş.

Zoru gören ve ümitleri kırılan adan ümitsizce yenilgiyi kabullenmiş: "Tamam oğlum, tamam" demiş. "Madem ısrar ediyorsun, sen imam ol, ben de müezzin..." demiş.


Tüm Hikayeler



Ezedin.comGoogle


Mesaj Tahtası



Linkler