Mızrak

Mızrak

Bu oyun çocukluğumuzda en fazla oynadığımız oyundur. Kurallar basit, malzemeler her yerde bulunan cinstendir.

Oyun en az 5-6 kişilik grup tarafından oynanır. Daha az oyuncu oyunun kilitlenmesine sebep olabilir. Üst sınır için 10-12 idealdir.

Oyundan önce herkes avuç içi büyüklüğünde, yassı bir taş bulur. Dere kenarlarında bulunan çay taşları bu iş için idealdir. Zaten genellikle her çocuğun bu oyun için saklanmış birkaç taşı bulunurdu.

Oyundan önce oyun alanının belirlenmesi gerekir. Meydanın bir tarafına çizgi çekilir, bu çizgiden takriben 4-5 metre uzağa bir taşın üzerine yuvarlak, yumurtadan biraz büyükçe bir taş konulur. Bu taşa “mızrak” denir. İlk ebenin kim olacağını belirlemek için herkes çizginin gerisine geçer ve elindeki taşı mızrağın konulacağı yere atmaya çalışır. Amaç en yakına atmaktır. En uzağa atmış olan kişi ilk ebe olur.

Ebe mızrağı yerine kor ve bekler. Oyuncular sırayla veya karışık olarak ellerindeki yassı taşları fırlatarak ebenin diktiği mızrağı yerinden oynatmaya ve mümkün olduğu kadar uzağa yollamaya çalışırlar. Ebenin de amacı mızrağı önce yerine koymak, sonra da taşını almaya gelenlere dokunmaktır. Bu işleme “vurmak” denir. Taşını eline alarak çizginin gerisine kaçan kurtulur. Genel kurallar şöyledir:

Ebeyi uzun müddet ortada bırakarak yormaya “törütmek” denir. Ebenin tek kurtuluşu başka bir oyuncuyu vurarak ebe yapmaktır. Bunun için;

Bu oyunun daha basit benzerleri Niğde’de “mucuk” veya “hopbal”, Uşak’ta “noda”, Gaziantep’te “zilley” adıyla oynanmaktadır. Ancak Zile’de “Kel Motah” adıyla oynanan ve Yard. Doc. Dr. Mehmet Yardımcı’nın “Geleneksel Kültürümüzde Taş” makalesinde bahsettiği oyun neredeyse “Mızrak” oyununun birebir aynısıdır. İlginç bulduğum için makalenin ilgili bölümünü aynen aktarıyorum.

::: Alıntı :::

Zile ve yöresine özgü olması nedeniyle kel motah üzerinde duracağız.

Eskiden, kaç göçün yoğun olduğu dönemlerde kiraz seyiri gününde bağ kenarlarındaki boşluklarda, kurumuş çay yataklarında, aynı bağa kiraz seyiri için gelenlerle, komşu bağlardaki kadın erkek gençlerin birlikte oynadıkları oyundur.

Bağlara çocukları nişanlı yeni dünürlerin davet edilmesi gelenek gereği olduğundan nişanlısıyla bir araya gelemeyen gençler, oyun nedeniyle bir araya gelmekte, kaynaşmaktadırlar.

Kel motah, taşla oynandığı için ve tehlikesi nedeniyle çocukların oynatılmadığı oyunlardandır. Aileler kızlarını sokağa çıkarmaya, komşu gençlerle konuşmalarına, başkalarının görmesine hatta nişanlıların bir birini görmesine izin vermezken kiraz seyirlerinde kel motah oynamalarına ses çıkarmamaktadırlar.

Bu oyun sırasında da gençlerin kızları, kızların da delikanlıları görmelerine bir nevi olanak tanınmaktadır.

Kiraz seyirlerinin yoğun olarak yapıldığı Çakır Kaya, Kara Dini, Kireçli, Meydanlık vb. yörelerde küme küme bu oyunun oynandığı görülür.

Büyükler arasında oynanan bu oyunda sayışmaca ile ebe seçilir. Oyuna katılanlarda sayı sınırlaması yoktur. En az dört kişinin olduğu oyunda sekiz – on kişinin olduğu da görülmektedir.

Herkes kendine uygun orta büyüklükte, yarım, bir, iki kilo gelebilecek bir taş alır. Ortaya irice bir kaygan taş yerleştirilir, üzerine de yumruk kadar bir taş konur. Bu iki taşın üst üste konduğu yere kale denir. En az on adım mesafeye de uzun bir çizgi çizilir.

Çizginin ötesinden sıra ile büyük taş üzerindeki küçük taşı kaleyi vurup devirmek için eldeki taşlar atılır.

Taşı (kaleyi) bir kişi vurup devirirse, ebe vurulan taşı sıçradığı yerden getirip büyük taşın üzerine koyuncaya kadar, taşı atıp da vuramayan ve çizginin ötesinde kalanlar kendi taşlarına koşup ya mük diyerek taşlarına ellerini sürerler, ya da taşlarını kapıp koşarak çizginin arkasına gelirler.

Ebe taşı yerine koyuncaya kadar bir iki kişi taşını kapıp geçebilir, ağır kalan birkaç kişi de sadece taşına elleyebildiği için, taşının başında kalır. Oyun henüz taşını atmayan ve taşını kapıp yakalanmadan çizginin ötesine geçenlerin kale taşını vurmak için çizginin ötesinden atışları ile devam eder. Çizginin ötesinden kaleye yaklaşıp ebeye yakalanmadan vurmak da serbesttir. Çizgi ile kale arasında herhangi bir kişi ebeye yakalanırsa o kişi ebe olur, herkes çizginin ötesine geçer ve oyun yeniden başlar.

Ebe tarafından, vurulan ve sıçrayan kale taşı çabucak yerine konur da taşlarını almak için koşanların, veya taşını alıp çizginin ötesine koşanların biri yakalanırsa o ebe olur, oyun yeniden kurulur.

Kimse taşı çizginin gerisinden atıp vuramazsa, ebe ortada durup koşarak taşına varmak isteyenleri tutmaya çalışır. Elbette taşa koşmak için sağdan soldan geçmeye çalışılır. Ebe bir tarafa koşarken öbür taraftaki hızlı davranıp geçer.

Bu oyunda kaleyi arkadan vurmak da serbesttir. Taşının başına geçmiş bir kişi, ebe çizginin ötesinden geçmek isteyenlerle meşgulken kaleyi vurup devirebilir. Kale yıkıkken herkes geçebilir. Ebenin görevi burada hem kaleyi korumak, hem de kimsenin geçmesine izin vermemektir. Kale sağlamken ebe kimi yakalayabilirse ebe o olur. Kimse yakalanmadan çizginin ötesine geçerse, ebe değişmeden oyun devam eder.

Zileye özgü bir oyun olan kel motah, hıdrellez, nevruz, kiraz seyri gibi kırda ve bağlarda ailelerin bir araya geldiği zamanlarda oynanır.

Sayfanın asıl kaynağı: Geleneksel Kültürümüzde Taş



Ezedin.comGoogle


Mesaj Tahtası



Linkler